21 Mayıs 2016 Cumartesi

Seçim Senin







Bazen uzak diyarlarda, evinden ve tanıdık yüzlerden ayrı, her gün ezbere yaptığın aktivitelerden uzaktayken, mecbur kalırsın kendine sarılmaya. Ne kadar yalnızsan o kadar sıkı. Ve ne kadar sıkı sarılırsan kendine o kadar yakınsındır gerçek kimliğine. İki seçim belirir gözlerinin önünde, iki mutlak gerçek. Ya kendine ve kimsesizliğine acır, yok olursun koca yabancılığın içinde, ya da dayarsın başını omzuna bir süre dinlenir ve ertesi gün, hiçbir şey olmamış gibi gülümsersin.
Yalnızlık ikiye ayrılır aslında, biri istediğin zaman yalnız kalma özgürlüğüdür, biri gerçekten kimse olmadığından. Hani bir şey olsa, etrafında kimsenin olmadığı, hani hastalansan bırak çorbayı, ilaç verecek kimsenin olmadığı. Hatta evdeyken bazen yalnızlığın sesi duyulmasın diye televizyonun sesini açarsın ya, işte diyelim ki ona bile muhtaçsın. İşte bu ikinci tür yalnızlığı atlatmış biri için hiçbir şey  baş eğdirici olamaz.
Baş eğmek, kimisi için profesyonellik, kimisi için adaletsizlik, kimisi için köprüden geçene dek, kimisi için olmazsa olmaz çünkü başka yeteneği yok. Alçak gönüllü olmaktan çok, doğru da olsa yanlış da, ezilmişlik.
Bununla birlikte baş eğdin mi yolun açılır, ne kadar kimliksizsen o kadar severler seni, ne kadar kontrol edilebilirsen o kadar tehlikesizsindir. Hatta sesin çıkmazsa hak etmediğin yerlere dahi gelebilirsin. Hiçbir yeterliliğin yokken kör, sağır ve dilsiz olduğun için çıkıverirsin merdivenleri. Elbet bu merdivenlerde kendi bacaklarını kullanmadığından ömür boyu bir tedirginlik olacaktır içinde. Bol bol paranoyaların olacaktır. Sadece altındaki adamlar sana soru sormasın diye, ben böyle karar verdim deyip yürürsün. Ne acınası bir durumdur insanın kendinden bile korkması.
Ve işte sana büyük seçim. Ya ömür boyu paranoyalarınla yaşarsın, ya da yalnızlığa katlanmayı öğrenirsin. Seçim senin…

1 yorum:

  1. Harika bir yazi, iyi bir kelam yazarindan da bu beklenir zaten. Kalemine sağlık

    YanıtlaSil